17 Nisan 2014 Perşembe

Urban Care Natural's / İzmir Lansmanı

Urban Care Natural's benim harbiden çok severek çok da beğenerek kullandığım saç bakım markalarından biri. Zorlu bir saç yapım olduğundan ne kadar çok marka denediysem de istediğim sonuçlara kolay kolay ulaşamadım. Bunların içerisinde çok fahiş fiyatlara sahip piyasanın çok popüler markaları da var. Fakat Urban Care Natural's harbiden bir farklı. Daha öncesinde Down Under Natural's adı altında argan yağını kullandığım marka ki çok da memnun olduğum bir üründü o dönem depolamıştım hala da kullanıyorum. Bugün karşımıza daha geliştirilmiş ve daha yeni ürünlerle Urban Care Natural's adıylaçıkan Selen Kozmetik çatısı altındaki markanın İzmir lansmanında neler oldu, neler öğrendik, ne giydim bir bakalım isterseniz.



Urban Care Natural's ürünleri bugün beş farklı ürün grubu olarak karşımıza çıkıyor. Ürünlerinin ana notası Keratin iken Argan Oil, Tea Tree Oil, Intense Keratin, Collagen ve Biotin ile beş farklı şekilde zenginleştirilmiş. Harika bir lansmanla birlikte hem ürünleri tanımış hem de tanımadığım bir sürü güzel bakım bloggerı ile tanışmış oldum. Her ne kadar lansmandaki tek erkek blogger olsam da ortamın sıcaklığı hiç o hissiyatı yaşatmadı bana. Yemekler ise lezizdi söylemeden geçemeyeceğim. Ürünler hakkında daha detaylı bilgi için sizi Urban Care Türkiye Facebook ve Urban Care Türkiye Twitter adreslerine davet ediyorum.  

 

Lansman sahibi Selen Hanım ve benim ortak kararımızla saçıma en uygun ürünler olarak bu iki seriyi seçtik. Çoğunuz gibi şanslı olmadığımdan iki şampuanı da kullanmak durumundayım. Hem dehşet çabuk yağlanan ve sonucunda kepek yapan saçlarım hem de dökülmeye çok meyilli olduklarından yağ problemimi Tea Tree Oil, dökülme problemimi de Biotin serisiyle destekleyeceğim. Bundan sonra saç bakımımı da aksatmak yok ayrıca. Urban Care Natural's uzmanlarının önerileri ise şampuanınızı hiçbir zaman sabit tutmamak yönünde, diğer saç bakım ürünleri ise daha spesifik olduğundan sabit kalabilirmiş.


 

Lansmanın açık ara en güzel tarafı benim canımın içi, bitaneciğim, güzeller güzelim, İzmir'in en şahane moda bloggerı Sedef yani nam-ı diğer Want The Fashion ile bir araya gelmemiz oldu. Hem özlem giderdik hem de bol bol fotoğraf çektik. Sedef gerek bakım gerek de moda konusunda her kızın blogunu bir kere okuması gereken bir blogger. bilmeyenler için Sedef'in blogu, instagramı ve twitterı.






Sunglasses: Timberland / Blazer: Diandor/ T-Shirt: ZARA/ Jeans: Pull&Bear
Shoes: Sperry Top Sider/ Clutch: ZARA/ Belt: Hermes/ Watch: Casio


Lansman için hem casual hem de biraz trendy olmak için siyah düz bir blazerı ripped bir jean ile kombinledim. İçerisine son zamanlardaki favorim MAD tişörtümü giydim, altına da yine son dönem favorim Sperryleri çektim. Aksesuarları ise unutmamak gerek değil mi? Hep söylediğim gibi şeytan ayrıntıda gizlidir.


Detaylı bilgi için, yorumlar aşağıya. :)


14 Nisan 2014 Pazartesi

Sebi Bebi ile makyaj ve bakım üzerine.

Sebile Ölmez nam-ı diğer Sebi Bebi, makyaj dünyasının yeni fenomeni. Makyaj Vloggerlığı akımının ülkemizdeki en sağlam birkaç isminden biri olmasının yanı sıra işindeki profesyonelliği ve değindiği çok farklı konular ile dünya standartlarında bir performans sergiliyor. Eğer Türkçe konuşmuyor olsaydı sanırım Sebile'yi yurtdışındaki vloggerlardan ayıramazdınız. Biz de Sebi Bebi ile makyaj ve bakım üzerine sımsıcak bir sohbet gerçekleştirdik.

Ladies and gentleman, please welcome, Sebile Ölmez!

 

"Gelen her güzel mesaj bir adet mutluluk göz yaşı benim için."


Ali Rıza T.: Fenomen olma yolunda hızla ilerleyen, artık dünya standartlarında diyebileceğimiz bir makyaj vloggerı olmanın dışında Sebile Ölmez kimdir?
Sebi Bebi: Erzurumlu 3 çocuklu bir ailenin en küçük çocuğuyum. İktisat okusam da konumla alakasız birçok işte bulundum. Ekonomiden hesaptan kitaptan hiç anlamam nefret ederim. Otomotiv sektöründe uzun dönem çalıştım. Sonra oradan modelliğe el attım. Baktım bizde Paris'teki gibi bir sektör yokmuş hala (gülüyor). Hop oradan kader film sektörüne bağladı. On yılı aşkın da film sektöründe çalıştım. 


Ali Rıza T.: SebiBebi'nin özel bir anlamı var mı? Yoksa öylesine seçilmiş bir isim mi?
Sebi Bebi: Ben sıkı bir gamerım (oyun bağımlısı) esasen. Bakmayın gecemi gündüzümü bu blog, vlog için harcarken hiç vaktim kalmadı. Bana desen ki hiçbir şey yapma biz işleri hallederiz, bütün gün oyun oynarım. Hem de günlerce. Multiplay oyun camiasında nickname bulmak zordur. Ben de bi isim uydurdum "Sbylos" diye. Hala da o adı kullanırım. Youtube'da kanal açarken "Sbylos" yazdım. Ama kimse ne okuyabiliyor ne telaffuz edebiliyor ne yazabiliyordu. Ben gerçekten isim bulmak gibi zorlayıcı şeyleri sevmiyorum. Annem ve ablam bana hep Sebi derlerdi. Yeğenlerim doğduktan sonra annemler bana Bebi diye seslenmeye başladılar. Ailece adım Bebi oldu. Ama yeğenim büyüdüğünde bi' Sebi bi' Bebi diyor diye aklıma ilk geleni yazdım gitti. 

Ali Rıza T.: Sebile Ölmez kendi kariyerinde de gayet başarılı bir isim aslında. Peki onu bu videoları çekmeye iten ne oldu?
Sebi Bebi: Her şeyi bilen yalnız sizsinizdir ya hani. "Ay akşam gala'da makyajımı yap! Bu manikürü nasıl yaptın! O cüzdanı o ayakkabıyı nerden aldın?" soruları çok fazla ise bir blog açmanız şart. Ben bildiğim şeyleri paylaşmayı, yol göstermeyi çok seviyorum. O yüzden blog açmaya karar verdim. Hem çok beğendiğim ürünleri, hem keşfettiğim orijinal alışveriş sitelerini ya da objeleri, ya da duyduğum güzel haberleri, hem de ilgili olduğum ve kendimi geliştirmek için epey uğraştığım makyaj hakkındaki bilgilerimi paylaşayım diye önce bir blog açtım. Sonra da bu yazılarak anlatılmıyor diye Youtube'da bir kanal açtım. Aslında gerçek sebebim "Bi' kurtulayım şunlardan, öğreteyim de herşeyi kendileri yapsınlar"dı. Ahaha şaka şaka. :)

Ali Rıza T.: Youtube'daki yaklaşık 65.000 takipçini ve neredeyse bir milyon kez izlenmiş en popüler videonu baz alırsak, Sebi Bebi makyaj konusunda artık bir fenomen diyebilir miyiz?
Sebi Bebi: Fenomen olmak gibi bir amacım hiçbir zaman olmadı. Ancak yaptığım işle birlikte takdir edilmek, insanlar tarafından sevilmek çok güzel bir duygu. Hele ki benim gibi sevgi dolu bir insansanız. Gelen her güzel mesaj bir adet mutluluk göz yaşı benim için.


"...diğerlerinden hiçbir farkım yok." 


Ali Rıza T.: Diğer makyaj vloggerlarının aksine çok ekstrem konulara da değiniyorsun videolarında. Saç, lens, tırnak gibi farklı konulara değinmek seni diğerlerinden farklı kılıyor mu sence de?
Sebi Bebi: Benim gibi birçok şeye yatkın olan çok insan var. Ya da yalnızca makyaja ya da saça yatkın olan... Ya da yalnızca sohbeti ile insanları büyüleyen... Herkesin tarzı ve stili farklı. Benim diğerlerinden hiçbir farkım yok bence. Yalnızca hepimizin kendi tarzı var. Tarzımı ve yaptıklarımı seven geliyor diyebilirim.

Ali Rıza T.: Sen yıllardır dizi sektöründesin aslında bildiğim kadarıyla. Bu yaptığın farklı makyajların bu tecrübelerine dayandığını söyleyebilir misin?
Sebi Bebi: Yok inan ki. Çünkü dizi de %90 eğer çok süslü birini canladırmıyorsa doğal makyaj yapılır. Sette set makyajı öğrendim, o da zaten merakımdan. Bu merak bende çok uzun süredir var. Sebebi ise ne kuaförde ne makyaj yaptırdığımda istediğim şeyin tam yapılamaması. Atıyorum, kadın Oscar ödül töreninde aşırı doğal bir saç yapmış, ne sprey var ne jöle ki biliyorsunuz Avrupalı genelde bu konularda hep böyle. Gidiyordum en baba kuaföre, bak doğal olsun diyordum; Hooop yapıyolardı sana kuş yuvası. Bir de bozmak istesen bozamazsın basmış spreyi. Aynı şekilde makyajda da öyle. Dedim bu iş böyle olmuyor ben en iyisi şu işleri bir öğreneyim. Örneğin şimdi bir video için plastik makyaj yapmak istiyorum. Tek bir video için kursa yazıldım. Dedim bunları da öğrensem fena olmaz. Çoğunu zaten youtube'dan öğrendim ama tam öğrenmek fena olmaz. Gerçi kursa Eylül'de başlıyormuş kim öle kim kala (gülüyor).

Ali Rıza T.: Gelelim biraz da zor sorulara. MAC mi NARS mı?
Sebi Bebi: M.A.C tabii ki (gülüyor). Aslında Nars'da güzel ama M.A.C'te daha çok ürün olması, özellikle pro ürünler... Üzerine de M.A.C Pro kartınız varsa tadından yenmez.

Ali Rıza T.: Sebile'nin "onsuz olmaz" dediği fondöten, far paleti, eye-liner, dudak ürünü ve oje nedir?
Sebi Bebi: Onsuz olmaz ya da en'ler benim çok çekindiğim sorular. Çünkü sürekli yeni şeyler çıkıyor ve hep daha iyileri. Ama hemen yazayım yine de. Bare Minerals Fondöten, far paleti asla önemli değil benim için herhangi bir palet her zaman işimi görür, M.A.C Fluidline Blacktrack Eye-liner, Blistex Dudak Nemlendiricisi ve China Glaze Passion Oje.


"...yenilenmeyi, değişmeyi seviyorum." 


Ali Rıza T.: Saçların her videoda inanılmaz canlı ve parlak duruyor. Saç bakım rutinini öğrenebilir miyiz?
Sebi Bebi: Saçlarımda şampuan ve saç kremi ayrımı yapmam. Hatta sürekli değiştiririm. Parlak gözükmesinin sebebi kullandığım L'oreal Elseve Mucizevi Yağ. Saçı yağlandırmadan ışıldamasını sağlıyor. Fiyatı da çok uygun. 

Ali Rıza T.: Peki bu güzelliğin sırrı nedir? Kilit noktam dediğin bir cilt bakım ürünün var mı?
Sebi Bebi: Bu güzel iltifat için teşekkür ederim. Ben 35 yaşından sonra cilt bakımına başladım. O yüzden hiçbirinin benim üzerimde emeği yok. Temiz ve nemli bir cilt sağlıklı bir cilt olma yolundadır.

Ali Rıza T.: Seni tanımlayan parfüm hangisi?
Sebi Bebi: Hep zordan gidiyorsun (gülüyor). Ben koku delisiyim. Güzel kokuyu severim. Ancak videolarımda beni biraz tanıdıysanız birçok stili birden uyguluyorum. Çünkü aşırı yenilikçiyim. Sürekli yenilenmeyi değişmeyi seviyorum.Ancak çok da çabuk sıkılıyorum. Bugün çok sevdiğim bir koku yarın beni hiç tanımlamıyor. Ancak son iki yıldır gül kokularına karşı bir zaafım var ki hayatımda ilk kez çiçek kokuları beni bu son zamanlarda etkiliyor. O yüzden Chloé, Cartier Baiser Volé çiçeklerden, kontrast kokular ise geçmişten bugüne beni tanımlıyor ki Marni ve Thierry Mugler Womanity diyebilirim. Bak gördün mü yine en sevdiğim diyemedim.

Ali Rıza T.: Bu yoğun koşuşturman içerisinde bana zaman ayırdığın için çok ama çok teşekkür ederim Sebile. Umarım seni daha nice seneler boyunca büyük bir zevkle izleriz. Bloguma konuk olduğun için tekrar teşekkürler. Eklemek istediğin bir şey var mı son olarak?
Sebi Bebi: Beni konuk ettiğin için ben teşekkür ederim. Çok mutlu oldum. Tüm takipçilerine ve takipçilerime iyi ki varsınız diyorum.



10 Nisan 2014 Perşembe

The Shoe Issue : Spring/Summer 2014

Sonunda üniversitedeki ilk senemi noktalamış bulunmaktayım. Öncelikle bunun verdiği büyük hazdan dolayı keyfim acayip yerinde. Hazırlık da olsa gayet yüksek notlarla her seviyeyi çatır çatır vermiş olmanın da havasını atayım izninizle. Bitiriş sınavları, sunumları derken bloga çok da zaman ayıramadım malum. Ama bu süre zarfında kendimdeki bazı yetenekleri daha keşfettim. Bundan sonra "grooming" yani bakım konusuna daha çok değineceğim en azından bunu söyleyebilirim.

Dönüşüm muhteşem olsun diye de hazır havalar iyice ısınmışken bu baharın ve yazın beş farklı ayakkabı trendini inceleyelim istedim. Hem gardrop detoksu yapacaklara hem de bana şahane fikir olur diye düşündüm. Bu yazın en cool, en güzel beş ayakkabı trendi ise şöyle;


  • Espadrilles

TOMS'un başını çektiği espadril piyasası son iki üç senedir çok aktif olarak kullanımda. İlk başta ülkemizde pek de kabul görmemesine karşın artık tam anlamıyla sokak modasında yer edindi. Hem rahatlığı, hem hafifliği hem de yaz için ideal yapısıyla espadriller özellikle şort ve kıvrık paça kotlarla şahane bir opsiyon. 
  • Slippers/Loafers

Bu senenin benim için en cezbedici ayakkabı trendi ise Slippers diğer ismiyle Loafers. Ted Baker, Massimo Dutti, Hugo Boss gibi markaların şahane ürünler piyasaya çıkardığı bu sezon her erkek bir tane slippers sahibi olmalı muhakkak. Giyeceğiniz en salaş parçayı bile gayet şık gösterecek bu ayakkabılar genelde tam süet veya tam deri olarak tercih ediliyor. Skinny bir kot ve slim fit bir gömlekle ideal. Blazerı da es geçmemeli.

  • Plimsolls

Plimsollsa bir trend demek aslında yanlış. Çünkü bez ayakkabılar yıllardır havalar her ısındığında zaten trend oldu. Ama eskiden Converse, Lacoste gibi markaların başını çektiği piyasa bugün Superga, Keds, Vans üçlüsüne tahtı devretti. Superga ise bunların en çok tercih edileni. Açıkçası benim de en favorim o. Renk renk çeşit çeşit. Özellikle benden size bir tavsiye; aykırı bir renk seçin. Mesela göze çarpan bir kırmızı. Giydiğiniz her kıyafeti patlatacak harika bir seçim olacaktır.

  • Oxfords/Brogues
 

Oxfords veya diğer ismiyle Brogues de casual giyinmeyi seven beyleri fazlasıyla sevindirecek bir trend. ZARA, Damat Tween gibi markaların bu sezon harika oxfordlar ürettiğini varsayarsak bu ayakkabılardan da bir çift edinmek farz oldu. Genelde yüksek taban, parlatılmış deri gibi başlıca özellikler sayabileceğimiz ayakkabılarda tabanın kontrast rengi, topuğun yapısı ve bilek yapınız dikkat etmeniz gereken unsurlar. İnce bileklilere kesinlikle önermediğim bu ayakkabıları bacağına göre kalın veya normal bileği olanlar doyasıya giyebilir.

  • Contrast/Neon Trainers

Sezonun en son inceleyeceğimiz ama en çok ses getiren trendi ise spor ayakkabılar. New Balance ve Nike'ın başını çektiği piyasada rahatlık olarak Nike airmax serisi, görünüş ve zerafet olarak da New Balance fazlasıyla lider. Daha önce Suit with New Balance yazımda takım elbise ve spor ayakkabı trendini fazlasıyla irdelemiştik. Fakat trend öylesine tuttu ki yaza kadar sürecek gibi. Trendin en çok göze çarpan unsuru ise neon ve karşıt renklerin muhteşem birleşimi.

Benim bu aralar favorim ise; 

 




Tüm ürün görselleri ASOS'tan alınmıştır.  
Detaylı bilgi için aşağıya yorum atmanız yeterli. :)


1 Nisan 2014 Salı

Parfüm İncelemesi: Moschino Forever

Instagram hesabımı takip edenler çok iyi biliyor ki sonunda parfümümü değiştirdim. Eskiden aynı anda 4 veya 5 parfüm birlikte kullanan bir insandım ama parfümlerin kıyafetlere sinmesi ve arka arkaya farklı parfümleri kullanınca kıyafetlerin acayip kokması dolayısıyla parfüm kullanımımı teke indirip, stokladıklarımı da sırayla kullanmaya başladım. Uzun süredir Joop! Homme gibi şekerli ve ağır bir kokuyu kullandığım için hem biraz sıkıldım hem de havaların iyice ısınmasıyla parfümümü değiştirme kararı aldım.


Moschino Forever, hem narenciye hem de çiçek esansı bulunduran tam bir bahar kokusu. Joop! Homme'un aksine daha hafif bir kokusu var. Aslında Calvin Klein One Shock almak için girdiğim Douglas'a yeni geldiğini görünce dayanamadım bunu aldım. Hem şişesi hem de kokusu gerçekten cezbedici. Sarışın ve açık kumrallara daha çok uyum sağlayacak parfümün detayları ise şöyle.


Moschino Forever, Moschino'nun 2011 yılında erkekler için piyasaya sürdüğü ilk parfüm. Devamında ise Moschino Forever Sailing isimli bir parfüm piyasaya sürülmüş. Ülkemizde çok fazla yaygın olmadığından mıdır nedir benim de ilk defa rastladığım bir parfüm. Douglas mağazalarına ise geçen hafta gelmiş ve şu an sadece 30 ml. boyu bulunmakta. Fakat internetten sipariş ettiğinizde istediğiniz boyunu veya yan ürününü alabilirsiniz. Parfüm "maskülen ve şık" erkekleri hedef alıyor, özellikle şişenin kapağıyla markaya da ikonik bir vurgu yapılıyor.  Parfüm ilk sıktığınızda yoğun bir çiçek kokusuyla sizi karşılarken, devamında narenciye ve en son cildinizde odunsu bir koku bırakıyor. Baskın olarak citrus (narenciye) olarak nitelendirilen parfüm, bir ilkbahar kokusu. Gündüz kullanımı daha uygunken gece ise Versace Eros gibi bir parfümle tamamlanabilir. Uzun süre kalıcı olduğu garantisini verdiğim parfümün en üst notalarında baskın bergamot, orta notalarında adaçayı ve karabiberin muhteşem uyumu, en alt notalarında ise misk, sandal ağacı ile bezenmiş vetier bulunmakta.


25 Mart 2014 Salı

Mad Bitch is in da Kuşadası!

Beni uzun süredir takip edenler bilecektir ben yazlıkçı bir insanım. Yaz geldiği gibi göçmen kuş misali taşınırım. Kuşadası da benim büyüdüğüm ikinci yer İzmir'den sonra. Belki de bu yüzden feci seviyorum. Ne Çeşme ne Bodrum bana aynı hissi verebiliyorum. Evim gibi bir yer ama tabii ki bu olay temmuzdan itibaren başlıyor. Hele ki şu zamanlarda Kuşadasından hiç hoşlanmıyorum. Turistten çok Türk olmasından kaynaklı sanırım. Pek sevmiyorum bu dönemler orada bulunmayı. Sezon açılsa da eller havaya coşsak, plajlarda sabahlasak istiyorum. Ama hava o kadar güzel ki ben de aileme uyup uzun zaman sonra Kuşadası'na ayak bastım. Eee site de terk edilmiş gibi olduğundan hemen merkeze inmek farz oldu. Süper ergen kardeşimi de aldım. Tam da hava şahane manzara süper fotoğraf zamanı dedim ki makineyi evde bıraktığımı fark ettim. Kader kısmetmiş diyerek ben de telefona abandım.   

Sorry for low quality of photos! ://



Bu güzel mekan Kuşadası Setur Marina AVM. Evet yanlış duymadınız AVM'nin üstünde süper bir yürüyüş parkuru ve cafe var. Manzara ise şahane.




Bu arada pantolonla resmen bacaklarım isilik oldu o sıcakta. O kadar sıcak olacağını tahmin etsem şort mort neyin giyerdim. Pantolonun deri görünümü sizi yanıltmasın aslında pamuk ama sanırım mumlanmış. Tişört ise ZARA'nın yeni koleksiyonundan. TOMS giymeyi ise inanılmaz özlemişim.


Bu aralar ZARA'nın erkekler için ürettiği bu cüzdanlar ise dehşet ilgimi çekiyor. Normalde cüzdan seçiminde çok uyuzumdur yıllardır Gucci'nin bir cüzdanını kullanıyorum artık ellenecek tarafı kalmadı. Ama tam bu dönem bu cüzdanları gördüğüme çok sevindim. Her ne kadar erkek için fazla büyük duruyorsa da kim demiş erkekler küçük cüzdan kullanır diye? Saat ise Mizu'nun bana küçük bir jesti. Bu modellere inanılmaz irrite oluyordum asla takmam diyordum ama şimdi çok sevdim. Büyük konuşmamak lazım. Güneş gözlüğü ise Quay Australia'nın küçük sürprizi. 10 karış devasa suratıma anca böyle devasa gözlükler oluyor maalesef. Optiklere ise sesleniyorum buradan. Herkes kaşık suratlı değil bu ülkede büyük camlı gözlükler istiyorum!


Bonus Track ise kardeşli selfie. Evet biliyorum hiç benzemiyoruz evet biliyorum biz kardeş olamayız. Her ne kadar fiziksel olarak aykırıysak da huyumuz benziyor bundan alası var mı?